Ülkemizdeki Suriyeliler veya Mülteciler ile İlgili Kompozisyon Yazı Örneği
Dünyada hiç bir insan bir başkasıyla aynı özelliklere sahip değildir. İnsan her şeyden önce kendine özgü yüz şekli, parmak izi, saç ve göz rengi ile başka insanlardan ayrılır. Aynı şekilde o insanın yetenekleri beğenileri ve kişilik özellikleri de diğer insanların özelliklerinden farklıdır. Örneğin ben çok duygusal bir insanım. Özellikle tek başına yaşamak zorunda olan yardıma muhtaç, yaşlı ve kimsesiz insanları gördüğümde çok üzülürüm.
Ders dışı zamanlarımı genellikle müzik dinleyerek ve satranç oynayarak değerlendiriyorum. Meyvelerden en çok vişneyi, sebzelerden ise domatesi seviyorum.
Sınıf arkadaşım Yağmur da benim gibi satranç oynamayı seviyor. O ayrıca resim dersine özel bir ilgi duyuyor ve çok güzel resimler yapıyor. Ben de resimle ilgileniyor ve herkesin beğeneceği resimler yapmayı istiyorum. Ancak bu konuda Yağmur kadar yetenekli olmadığımı görüyorum. Bununla birlikte Yağmur’un resim konusunda kendisini geliştirmek için özel bir çaba harcamadığını düşünüyorum. Onun yerinde olsaydım okulumuzda açılan resim kursuna katılarak yeteneğimi daha ileriye taşırdım.
Ben kendimi müzik alanında başarılı biri olarak görüyorum. Öğretmenim de iyi bir müzik kulağına sahip olduğumu söyleyerek beni doğruluyor. Bu nedenle şarkı söyleme ve müzik aleti çalma yeteneklerimi geliştirmek amacıyla hafta sonları gitar kursuna devam ediyorum.
Benim gibi sizin de çeşitli ilgi alanlarınız vardır. İlgi ve yeteneklerimiz bakımından her birimiz başkalarıyla benzerlikler taşıyabileceğimiz gibi farklılıklara da sahip olabiliriz. Bu farklılıkların kişisel özelliklerimizden ve beğenilerimizden kaynaklandığını bilmeli ve bunu doğal karşılamalıyız.
“Onun yerinde olsaydım ne düşünürdüm? Onlar gibi olsam ne yapardım?” Hepimizin kendi kendimize buna benzer sorular sorduğu olmuştur. İnsanlar böyle soruları genellikle kendileriyle aynı durumda olmayan insanlarla karşılaştıklarında sorarlar.
Şimdi sizlere farklı özelliklere sahip insanlarla ilgili bir gözlemimi anlatacağım.
Bugün ülkelerinde yaşanan iç karışıklık nedeniyle doğup büyüdükleri topraklardan ayrılarak ülkemize sığınmış olan çocuklarla tanıştım. Devletimiz onların beslenme, barınma ve sağlık ihtiyaçlarının yanı sıra eğitim ihtiyacını da düşünmüştü. Bu amaçla eğitim çağında olan çocukları okullara göndermiş ve bu çocuklardan bazıları bizim okula gelmişti.
Ülkemizde misafir olan bu çocukları daha yakından tanımak için Türkçeyi biraz öğrenmiş olanlarla konuşmaya çalıştım. İçlerinden biri Türkçe bilmedikleri için derslerde zorlandıklarını söyledi. Ancak öğretmenlerinin ve sınıf arkadaşlarının bu konuda kendilerine yardımcı olduklarını da ekledi.
Konuştuğum çocuklar Türkiye’de bulundukları için aslında şanslı olduklarını söyleseler de üzüntülerini gizleyemiyorlardı. Bu çok normal bir durumdu. Düşünsenize onların da bizler gibi evleri, parklarında koşup oynadıkları mahalleleri vardı. Okula gidiyor, öğretmenlerini ve arkadaşlarını çok seviyorlardı. Her biri geleceğe yönelik hayaller kuruyor; öğretmen, mühendis, doktor, sanatçı olmak istiyordu. Oysa şimdi bu hayallerinin çok uzağındaydılar.
Ben kendimi onların yerine koyunca içinde bulundukları durumu daha iyi anlıyorum. İnsanların evlerinden ve alışkanlıklarından koparak yabancısı oldukları bir ülkede yaşamalarının ne kadar zor olduğunu tahmin ediyorum. Bu nedenle onlara elimizden geldiğince yardımcı olmamız gerektiğini düşünüyorum.
Çevremizde babasını kaybetmiş çocuklar var. Onlar, yolda babasının elinden tutmuş bir çocuk gördüklerinde babalarını hatırlayıp hüzünlenebilirler. Böyle durumlarla karşılaştığımda ben de empati kurup kendimi onların yerine koyuyor ve çok üzülüyorum.
Bir insan için anne veya babasını kaybetmek çok acı bir olaydır. Akrabalarımız arasında, yakın çevremizde, okulumuzda veya sınıfımızda aynı acıyı yaşamış çocuklar olabilir. Bu nedenle sorumlu davranarak onlara acılarını hatırlatacak hareketlerden kaçınmalıyız.